İMBROZ PEPALOESSA
Bu şekilde sesleniyor, Homeros Destanlarında. Dalgalı İmvros diye. Ne güzel bir Ada'sın sen benim sevgili İMROZ'um. Ne diye senin ismini değiştirdiler, güzel İMVROS'um. Seni kim tekrar vaftiz etti. Ege'nin mavi sularında? Senin ismini zaten vermişti, binlerce sene evvel İMVRAMOS tanrın. İsyan etmek hakkımdır, çünkü ben senin 4,000 senelik sakiniyim. Ben seni tanıyorum. Sen benim anamsın. Hatırlıyor musun bir gün bana ne dedin senin bir dağının zirvesinde iken? (Ostis agapa me aratw ton stavron aftou kai elthetw prosme). Benim çocuklarımdan her kim seviyorsa, türlü zorluklara katlanacağını bilerek bana gelsin diye. Evet anam evet atalarımın anası ben sana geldim. Bütün zorlukları bilerek sana geldim. Çünkü bağrında büyüdüm. Senin için can feda.
GÖKÇEADA'NIN COĞRAFİ DURUMU
Gökçeada kuzey Ege'de bulunmaktadır. Samothraki’den 18, Limni'den 10 ve
Gelibolu Yarımadası'ndan 9 mil uzaklıktadır. Türkiye'nin en büyük adasıdır.
Ayrıca Türkiye'nin en batı noktasıdır. Yüzölçümü 290 km.2 dir. Sahilleri fazla
girintili çıkıntılı değildir. Kefaloz isimli çok büyük bir yarım adası var,
belli ki eskiden bu yarımada bir ada idi. Kuzey sahilleri çok kayalık ve
derindir. Ege'nin Rodos Adası'nın doğusundan sonra, en derin yer Gökçeada ile
Samothraki arasıdır. Güney tarafları 85 m.yi geçmemektedir. Güney sahilleri çok
uzun kumsallarla kaplıdır. Arazisinin ekserisi dağlıktır, 4 tane ovası
bulunuyor. Ege denizinde Samothraki'den sonra en çok suyu bulunan bir Ada'dır.
Adım başına çeşme veya kaynak bulunur, nereyi kazsan 3-4 metrede su bulunur.
Ada'nın yaz kış devamlı akan birçok deresi bulunur. Bunların üzerinde 4 tane
çağlayan bulunur. Ada'nın tümü volkanik bir kütledir. En yüksek dağları sıra ile,
Aya İlia, Aya Dimitri, Araşia, Armegut tepeleridir. En yüksek olan 670 m.dir.
Adanın dört tane ovası vardır. Kefalos, Kaleköy, Dereköy ve Tepeköy
düzlükleridir. Ada'nın ilk görünüşü çok çıplak ve boz görünmesine rağmen iç
tarafları, çam, pırnar, meşe ve zeytin ağaçlarıyla kaplıdır.
MADENLERİ
50-60 sene evvel işletilmiş olan iki demir cevheri (pirit)
yatakları ve galenit adanın ortasında dağlık bölgede bulunur. Ayrıca muhtelif
yerlerde kalitesi pek iyi olmayan linyit yatakları bulunur. Yalnız Ada'nın Nerimata mevkiinde ve Kuzulimanı'ndaki linyit yataklarını 1874 senesinde bir
Alman firması işletmiştir. Halâ iki tane galerisi görülebilir.
ADA'NIN SİSMOLOJİK DURUMU
Marmara'nın ortasından geçen fay hattı Ada'nın doğusunu yalayarak geçe
ayrıca ikinci derecede fay adanın ortasından geçmekte. Bundan dolayı tarihte
adanın çok yıkıcı depremleri olmuştur.
İMVROS'UN İLK SAKİNLERİ
İlk Protohelen grup olan LELEĞES ‘ler ilk sakinleridir. Fakat mö. 2000
senelerinde gene bir Helen grubu olan PELASKUS ‘ların ,AKAİOS’ların baskısıyla,
bir kısmı, Limni, Samothraki ve İmvros’a gelip yerleşirler. Arkaik bir grup olan
Leleyesler, onlarla bütünleşir. Truvalı'larla aynı boydan geldiklerinden, Truva
Savaşlarında İmrozlular tarafsız kalmışlardır. Daha sonraki Pelopones Savaşları
zamanında, İmroz Atina Devleti'ne bağlanır ve İmroz ‘a Atina'nın Kliruhileri'nin
bir kısmı buraya gelir. Kastro'da (Kaleköy) bulunan bir çok yazıtta bunu
belgeler. İmroz Atina'lı Kliruhiler için sanki Atina'nın bir kenar mahallesi
gibi bakar. Hatta Kaleköy ovasının ortasından geçen dereyi bile Atina'nın
ortasından geçen derenin ismini vermişlerdir. İLİSOS diye. Kliruhilerin de
kurduğu kent Atina kentinin bir parçası sayılıyordu ve ismi de: İmroz'daki Atina
kenti ''Dimos Ton Athineon O En İmbro''.
İMROZ'UN KALELERİ
1- Kaleköy (kastro kalesi)
2- Dereköy (paleokastro)
3- Araşia kalesi
İMROZ'UN ARKEOLOJİK BULGULARI
1- Eski Bademlinin altındaki höyükte yapılan kazılarda 5,000 senelik
bulgular elde edildi.
2- Roksados mevkiinde, belki de dünyanın en eski barajlarından birinin
kalıntıları bulunmakta.
3- Tepeköy'ün Thameni'de ''gömülmüş yer'' bulunan arkeolojik kalıntılar.
4- Yeni mahallenin üstünde, Kefaloz'da, Tepeköy'ün Balidosta, Zeytinliköy'ün
Araşia ve Krioneroda, Dereköy'ün Pirğosta ve tabii Kastro'da muhtelif arkeolojik
kalıntılar bulunmaktadır.
İMROZ'UN ESKİ YERLEŞİM YERLERİ
Kastro (Kaleköy) zaten merkez orası idi. Burada İmbramos’un
tapınakları bulunmakta idi. Kastro'nun yanında bulunan, THEA GEA (Toprak
tanrıçası). Bu tanrıçaya (Nikostrato’sa göre ) her olimpiyat senesinin birinci
ayında kurbanlar kesilip törenler yapılırmış. Spon ve Antonelli seyyahlarına
göre: Kosta, Flio, Salvador, Lusina, Sotir ve Aya İrini yerleşim yerleri
bulunmakta. Daha sonra küçük yerleşim yerleri bir araya gelerek 1964'ten evvelki
7 tane köyü meydana getirmişlerdi.
1- Merkez (Panayia)
2- Dereköy (Shinudi)
3- Tepeköy (Ağridia)
4- Zeytinli (Ayii Theodori)
5- Bademli (Ğliki)
6- Yeni mahalle (Evlampio)
7- Kaleköy (Kastro) köyleri idi.
İMROZ'DAN GEÇENLER
M.Ö. 2000 den evvel Leleğes bulunmakta. M.Ö. 2000'de Pelaskuslar. M.Ö. 515'te Persler işgal eder. 494'te Atinalı Miltiades, Perslerden alır. Atina toprağı olarak bakılır ve Kliruhiler yerleştirilir. Atina kanunlarına ve adetlerine göre yönetim kurulur. İmroz'un vatandaşları, Atina vatandaşı olarak sayılır. M.S. 193 Romalılar M.S. IV 'cü yy.'a kadar, İmroz Atina denetimindedir. 267'de Gotlar İmroz'u yağmalar. 323'te Büyük Kostantin zamanında Bizans'sa katılır, ama gene Atina eyaletine bağlı olarak kalır. 767'de Slavlar ve Bulgarlar işgal eder ve 2,500 esir alarak gider. 769'da Bizans İmparatoru onları kurtarır. Bu esirlerden bir kısmı adaya döner. Bir kısmı İstanbul'da kalır ve İMRAHOR denen köyü yaparlar. Bir kısmı da Girit'e gider ve bugünkü Imbros köyünü yaparlar. 1204'te Latinler gelir. 1261 Bizanslılar geri alır. 1456'da İmrozlu tarihçi Kritovulos F.S. Mehmet’e teslim eder. 1457-1458 Papa devleti, 1458-1466 Osmanlı, 1466-1470 Venedik, 1470-1770 Osmanlı, 1770-1774 Ruslar, 1774-1912 Osmanlı, 1912-1923 Yunanistan, 1923 Türkiye Cumhuriyeti.
İmroz'un muhtelif tarihlerdeki nüfusu;
| TARİH | HIRİSTİYAN | MÜSLÜMAN |
| 742 | 157 | |
| 1520 | 1035 | 58 |
| 1886 | 9500 | --- |
| 1895 | 9116 | --- |
| 1923 | 8500 | --- |
| 1940 | 6200 | 200 |
| 1960 | 5487 | 289 |
| 1970 | 2571 | 4020 |
| 1985 | 492 | 7114 |
| 2001 | 230 | 9000 |
1964'ten önce İmroz'un ekonomisi;
İmrozlular son derece çalışkan bir toplumdu. Dağları tepeleri
teras şekline sokup ekmişlerdi. Kara sapanın giremediği yerlerde çapa ile girer
ve ekerdi. İnanılır gibi değil ama gerçek. Bugün radarın olduğu zirve
ekiliyordu. Her taraf bağ, bahçe zeytin ve ne istersen. Kendi kendine yeten bir
ada. Dışarıdan çay kahve ve bir kısım kumaş gelirdi. Çünkü büyük kısmı yerli
atölyelerde ve ev dokuma tezgahlarında yapılırdı. Her köyde 1-2 o zamanın modern
yağ fabrikası bulunurdu. Her köyde kaşar ve peynir imalathaneleri bulunurdu.
Sabun imalathaneleri, kiremit ve tuğla ocakları vardı. Herkesin bahçesi ve
bağları vardı
Hayvancılık, arıcılık ve,
Türkiye'nin en büyük sünger filosu gene burada idi. Kaşar, peynir,
zeytin yağı, sabun, deri, sünger, canlı hayvan, baklagiller adadan ihraç
edilirdi. Ve son olarak 1955'ten sonra başlamak üzere, kimsenin yardımı olmadan
turizme başlanmıştı bile. Bodrum, Marmaris yokken. Çok kişi evlerinde bir odayı
pansiyona verir. Kaleköy'de ve bütün köylerde lokantalar açılmaya başlandı.
1923'e KADAR EĞİTİM
1750 de başlamak üzere her köyün papazı veya dışarıya gidip tahsil
görmüş insanlar evlerinde çocuklara ders vermeğe başladı.1860'da bütün köylerde
okul binası yapılıp, ilkokullar açıldı. Koca Osmanlı Devletinin hiçbir köyünde
okul yokken. 1885'te 6 ilkokul ve 1 orta okul. 1923 10 ilk ve 1 ortaokul.
Dışarıya gidenler köylerinde okul yapılsın diye para yollarlardı . Yani İmrozlu okulunu kimsenin yardımı olmadan kendisi yapmıştır.
İMROZ'DA DİN
Atalarımız Pelaskuslar, buraya gelirken kendi tanrılarını da
getirmişlerdi. Kavir dedikleri tanrıları. İMVRAMOS ve üç oğlu. Ada'nın ismi İMVROS bu tanrıdan gelmektedir. Senenin muayyen zamanlarında KAVİRİA MİSTİRİA
dedikleri mistik ayinler yapılırdı. İmroz'da bilinen en eski tapınakları
Roksados denen mevkide bulunmakta idi. Ayrıca Hıristiyanlığa kadar gelmiş olan
Tepeköy'ün THAMENİ'yi denen mevkide bulunmakta idi.
HİRİSTİYANLIK
İmrozlular Hıristiyanlığı ancak 5. ci asırda ve rivayete göre
büyük bir depremden sonra kabul etmişlerdir. Thameni'yi de Kavir ayinleri
yapılmaktı. O günlerde KONON isminde bir misyoner gelir ve halkı Hıristiyanlığa
davet eder. Halk onu dinlemez. Konon acı bir kehanette bulunur, ” bir saat sonra
korkunç bir deprem olacak” diye. Hakikatten de takriben bir saat sonra büyük bir
deprem olur ve her şey yıkılır. Bütün tapınaklar ve etraftaki şehir yerle bir
olur. Tarih 470-480 depremi. Halk Konon’u öldürmek için kovalar vrsidia denen
sahile gelince eliyle kayalara vurur. Büyük uçurum meydana gelir ve oradaki
mağarada saklanıp kurtulur. İmrozlular bu iki mucizevi olaydan sonra,
Hıristiyanlığı kabul eder ve Konon'u Aziz olarak tanır. Saklandığı mağarayı
küçük kiliseye çevirirler ve şimdiye kadar senede 2 defa ayin yapılır.
Bundan sonra İmrozlular yeni dinlerine derinden inanırlar ve sahiplenirler. Ada'da nerede bir küçük yerleşim yeri varsa, orada bir küçük manastır bir kilise yapmıştır. 1964 senesine kadar bütün Ada'da 238 tane böyle küçük kilise bulunuyordu.
GELDİK 1923 VE LOZAN
Lozan'da çetin müzakerelerden sonra, İmroz ve Bozcaada stratejik
konumlarından dolayı antlaşmanın 14 ve 38-42 e göre Türkiye Cumhuriyeti
sınırları içine bırakılır
Lozan 14.cü madde;
“İmroz ve Bozcaada özel özerk idare teşkilatı ile Türkiye hakimiyeti altında olacaktır. Bu idare yerli halk tarafından teşkilatlanıp yürütülecektir ve yerli Hıristiyan halkına özerk idarenin devamı ve can ve mal emniyeti garanti altına alınacaktır. Her iki adanın emniyet teşkilatı her iki adanın yerli halkından olacak ve özerk idarenin emri altında olacaktır.”
Evet tarihi gerçekleri söylemekle kimse gücenmesin gocunmasın. Aksini savunabilen ispat etsin. Mademki Türkiye Cumhuriyeti hepimizin devletidir, hepimizin vatanıdır, madem ki konuşan Türkiye'dir, (Sayın eski Cumhur Başkanı S. Demirel'in ifadesi: gonuşan Türkiye) konuşma hakkı hepimize aittir. 1927 de T.B.M.M.den 1151 kanunu çıktı. Bu kanunun 14.cü maddesi, Lozan antlaşmasına aykırı olarak, eğitim yalnız Türkçe olarak yapılacak diye, ve 1151 kanununun yalnız o maddesi tatbik edildi .Kanun çıkar çıkmaz de orta okul kapatıldı. Varlık vergisi İmrozluları pek vurmadı. 20 yaş gurubu diye askere alma (amele taburları) onları da etkiler.1946 da iki manastırın arazileri istimlak edilir ve Sürmene'den getirilen ailelere dağıtılır. 1950 de Türk Yunan ilişkileri düzelir. Bunun neticesi olarak 1151 kanununun 14.cü maddesi değiştirilir ve Batı Trakya'da Celal Bayar Lisesi ve İmroz'da da Rum Orta Okulu açılır. Celal Bayar Lisesi çalışmaya devam ediyor, bizimki ise 1967 de kapatıldı. Binası de çocuk esirgeme kurumu oldu.
Bütün okullarda İstanbul'daki azınlık okulları gibi Türkçe – Rumca tedrisat tatbik edilir. İmrozlu için 50'li yıllar bir altın çağıdır. Her köy kendi olanaklarıyla ve imece usulü ile kendi yeni okullarını inşa eder. Yanında ana okulları ilave eder. Bütün çocuklar yarış edercesine okullara koşarlar. İmrozlu eğitim için seferber olur. Kültür ve çiftçiler dernekleri kurulur. 1955 teki 6-7 eylül olayları İmroz'u etkilemez. 1958 de sessiz sedasız bu iki ada için “eritme programı” diye bir program hazırlanır. 1964!!!! bu iki adanın mahkumiyeti. Kıbrıs Noel olayları başlar. Ve işte bu eritme programı tatbikata geçirilir. Benim günahım ne Kıbrıs'ta iki halk vuruşuyorsa. Ben Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşıyım.
1- Adanın üç ovası istimlak edilir. Bir gazete 25 kuruş iken bu verimli toprakların m².si 8 kuruş ile istimlak edildi. İki ovada devlet üretme çiftliği bir tanesine de açık hapishane kurulur.
2- Dereköy'ün yanında Şahikaya köyü kurulur ve Çaykara'dan getirilen aileler yerleştirilerek istimlak edilen Dereköy'ün ovasının bir kısmı verilir (anayasaya uygun olarak!!!!....)
3- Dereköy'ün ovasında açık hapishane kurulur ve 600-700 mahkum getirilir. Bu mahkumlar bütün adada serbestçe dolaşabiliyordu.
4- Adanın otlak yerlerinin büyük bir kısmı ormaniye olarak ilan edilir.
5- 1151 kanun 14.cü maddesi gene getirilir. Rum hocalar azledilir ve tedrisat tamamen Türkçe olarak tatbik edilir. (Lozan 38-42 maddelerine aykırı). Rum hocaların evlerinde bile hususi ders vermeleri yasaklanır.
6- Canlı hayvan ve etin adadan çıkarılması yasaklanır.
7- İmroz'un mitolojik 4000 senelik ismi değiştirilir.
NEDEN ???????????
Bu çok soru işaretli nedeni Yorgolar, Kosta'lar, Yaniler soruyor. Yani bütün
İmrozlular. Neden bu ayırım? İsyan mı ettik, kanunlara karşı mı geldik?
Bölücülük mı yaptık? Hayır ismimiz değişik, kökenimiz değişik olduğu içindir.
Türkiye'nin turizm bakımından en gelişmiş yeri olabilecekken bu hale getirilmesi
neden? Yani burada bölücülük yapan idarecilerdir. Türkiye'nin en güzel mozaiği
olabilecekken, en hoş görülü yeri olabilecekken, bu insanları yerinden yurdundan
etmenin manası ne? 4,000 senelik sakinini bir anda göçmen yollarına düşürmek
doğru muydu? Halbuki bu insanları rahat bırakmak, savunmak, korumak Türkiye Cumhuriyeti'nin
gururu ve övünç kaynağı olmalıydı. İmrozlu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı idi.
Lozan'a göre
özerk idaresi olacakken, olmadı. Askerliğini Bozcaada'da yapacakken, Türkiye'nin
her yerinde seve seve yaptı. İmrozlu devlete sadık, kanunlarına itaatkâr ve
barış seven bir insan. Ama gel gelelim bir Kıbrıs yüzünden ata toprağını terk
etmek mecburiyetinde bırakıldı. Kıbrıs'ta iki toplum birbirini boğazlıyorsa
benim günahım ne? Toprağı elinden alındı,eğitimi yok edildi. Ada'da hiç cinayet
olmazken, 7 kişi öldürüldü. Nerede katiller? Yok. Kiliseleri soyuldu. Bir hırsız
yakalandı mı? Yok. İstanbul'da ki çocuğuna bir kilo et götürecek, yasaktı. Köyü,
evi işgal edildi, ve devlet işgalcilere bir şey yapmadı.Buyurun Dereköy ve
Kaleköy,zamanında işgal edildi. Ne önlem alındı? Hiç. Böyle çalışkan ve medeni
bir cemiyetin yok olması hakikatten günah oldu. Devletten hiç yardım beklemeden,
biz bu adayı Türkiye'nin en turistik yeri yapabilirdik. Yani yurdumuzun ve
adamızın gelişmesinde katkımız olabilecekken, 8000 insanın elinde bir küçük
çanta ile gece sandallarla kaçmak mecburiyetinde kalmasının manası var
mıydı?İmrozlu nereye gittiyse yabancı gözü ile bakıldı, .Burada gavur orada turkosporos. İtildi kakıldı, aç sefil perişan.İmrozlu kendinden ve Allah'ından
başka kimseye güvenemeyeceğini gerçeğini acı ile öğrendi. Ama İmrozlu yılmadı.
İmrozlu işçi oldu, hizmetçi oldu, bok temizledi, çöpçü oldu, aç kaldı, bütün
zorluklara göğüs gerdi, çocuğunu okula göndermek uğruna. Çalıştı didindi ve
kendi başına ayakta kalabildi,büyük bir inatla sonsuz bir güçle.Ruhu daima
Pelaskus gururu ve çalışkanlığı ile dolu kaldı. Ve bugün dünyanın neresine
gittiyse, o göçmen insan mal mülk sahibi oldu. Çocuğunu sayılı üniversitelere
yolladı. Yalnız giydiği elbiselerle giden insan,bugün Mersedes ile geldi.
Biliyorum çok kişi ”Yorgo bölücülük yapıyorsun sen DGM’liksin” diye. Hayır, Yorgo birleştiricidir. Yorgo hoş görülüdür. Ama gerçekleri de gördüklerini ve
de hissettiklerini söylemek mecburiyetinde. DGM’ lik bu adayı bu hale
getirenlerdir. Yeter artık bu dünyada azınlıklara yapılan haksız muameleler.
İster Türkiye,Yunanistan, Bulgaristan, neresinde olursa olsun. Potansiyel suçlu
gözü ile bakılmasın. Devletlerin karşılıklı ilişkilerinde bizi rehine gözü ile
bakılmasın.Bilinsin ki yaşadıkları her devlette,birer mozaiktirler, ve her
devlet onları koruması gerektiğini,Anayasasına ve insan haklarına göre. Mehmet
nasıl kendi kökeni ile gurur duyuyorsa, Yorgo da kendi kökeniyle gurur
duymaktadır. Fakat ikisi de Türkiye'lidir. Şimdi acaba nasıl? Evet şartlar
değişti, iyileşti. Ama gelgelelim, Yorgo Ahmet’e bir yer satacak olursa, tapu
dairesine gidilecek. Önce Ankara'dan TAPU KADASTRO GENEL MÜD.YABANCILAR
MASASI'NDAN görüş alınacak. Yorgo satabilir mi? Satamaz mı?(Ayyıldızlı hüviyet
verilirken, askere giderken, Yorgo yabancı sayılmaz tapu dairesinde sayılır) 20
günde müspet cevap gelir ve muamele tamamlanır. Ahmet Yorgo’ya satacak olursa
6-7 ayda gelir ekseri menfi ve satış yapılamaz. Bu bir. İki: Ahmet’in Mehmet’in
de yeri olduğu köylerde kadastro çalışmaları neticesinde, bütün gevenlik
ekilmemiş ,işletilmemiş zilliyetli yerlere tapu verildi. Tepeköy'e gelince
yalnız Yorgolar, Yaniler var. İşte orada aynı cinsteki yerlerin zilliyeti kabul
edilmez ve hazineye devredilir. İLGİLİLERE DUYURULUR lütfen bu ayırımcılık
yapılmasın ve çalışan kadastro memurlarına gerekli talimatlar verilsin. Bu
haksızlık önlensin.
VE YORGO'NUN DUASI
Silahların sözünün geçerli olmadığı, silahsız,
üniformasız, sınırsız bir dünya dileğiyle... ait olduğu etnik, kültürel, dinsel,
cinsel grup nedeni ile arkadaşım olamayacak hiç kimse yok. Arkadaşıma
dokunulmasın. Arkadaşım olmayana da dokunulmasın. Sevmediklerime de dokunulmasın
eziyetler dursun, silahlar sussun ve İNSANLAR KONUŞSUN . Amin...